Make your own free website on Tripod.com
 
 
Aysberg İnsanlar

Ertuğrul ÖZKÖK

Üç gündür düşünüyorum. Nedir bu Barış Manço olayı? Son yıllarda öyle milyonlarca falan satan kasedi çıkmadı.

Klip listelerinde üst sıralara tırmanmadı.

Televizyonda TRT tekeli kalktıktan sonra çok yaygın bir izleyiciye ulaşan programları yoktu.

Öyleyse neydi bu kendiliğinden oluşan sevgi?

* * *

Hürriyet telefon santralında geçen pazartesi gününden beri sadece Barış Manço'nun şarkıları çalıyor.

Arkadaşlarımız kendiliğinden böyle bir uygulamaya başlamışlar.

O anda, kendiliğinden.

Duydum ki birçok başka kuruluşun santralında da aynı şey yapılıyormuş.

Ölümünün sabahında Ankara bürosundaydım.

Arkadaşlarımız bir anda onun kasetlerini alıp çalmaya başladılar.

Mağazalarda, taksilerde, bakkal dükkânlarında hep o çalıyor.

Sanki gizli bir el, ruhumuzdaki düğmelere bastı ve bütün bir toplum aynı anda, aynı şarkıyı çalmaya başladı.

Hangi güç bu kadar bölünmüş, paramparça olmuş bir topluma aynı şarkıyı söyletebilir?

Rapçısıyla türkücüsünü, teknocusuyla arabeskçisini aynı nota kâğıdı üzerinde bir araya getirebilir?

Biz böyle bir olayı bir kere daha yaşadık.

Adnan Kahveci'nin ölümünde...

O sessiz, sakin milletvekili bir kaza sonucunda öldüğünde, yine o görünmez el, gönül düğmemize basmış, hepimizi bir anda aynı hüzün statlarına doldurmuştu.

Çok üzülmüştük.

Sadece üzülme değildi.

Hüznün arkasında aynı zamanda bir görev bilinci vardı.

Hak eden insana hiçbir yerde kaydı tutulmayan inanılmaz bir reytingi vermek.

* * *

Onlar aysberg insanlardır.

Temsil ettikleri o muazzam güzelliğin ancak küçük bir bölümü su üstünde durur.

Daha doğrusu yaşadıkları sürece, sadece su üstündeki o zahiri görüntüleri ile yetiniriz.

Sonra bir gün bir kaza, ne bileyim bir kalp teklemesi gelir.

O insanı aramızdan alır.

Aniden alır.

O zaman anlarız ki, suyun üstündeki o küçük beden, aslında tevazu dediğimiz insan güzelliğinin cismanileşmiş halinden ibaretmiş.

Suyun altındaki o muazzam ruhu işte o zaman keşfederiz.

Nedir öyleyse bu insanları hepimizin gözünde böylesine büyük kılan? Onlara gizli reyting rekorları kırdıran bu duygular?

Bir insan milyonlarca kaset satmadan, yüzde bilmem kaç reytingler almadan, her gün şu veya bu programda görünmeden nasıl olur da bu kadar büyüyebilir?

Suyun altındaki bu post mortem reyting nedir?

Acaba bunca bölünmüş toplumda bizi bir araya getiren sıcak duygular mı?

Çapaçul bir şekilde heba edilmiş ortak paydaları yeniden hissedebilme mi?

Taraf olmadan, herkesin tarafı olabilmeyi başarabilmek mi?

Suyun üstündeki o maddi gövdede birinci olmadan, derinliklere kök salan manevi bir dünyada gönül reytinglerinin birincisi olmanın sırrı, büyüsü, simyası acaba bütün bu duygulardan mı kaynaklanıyor?

Büyük bir ihtimalle öyle...

* * *

Biz kahramanlara inanmış bir toplumuz.

Meğer böyle halk kahramanlarına ne kadar susamışız... Meğer onlar aramızda ne kadar seyrelmiş, bizi ne kadar tenhalarda bırakıp gitmişler...

İşte böyle uğursuz bir gecede, bir hengame transatlantiği içinde paramparça giderken karşımıza çıkan bir aysberg, kısa bir süre için de olsa bizi kendimize getirir.

Ortada bir kaza vardır.

Ama mağduru kimdir? Kazaya uğrayan kim, kazaya neden olan kimdir?

İçinde oradan oraya koştuğumuz transatlantik mi, yoksa suyun üzerindeki o küçücük aysberg mi?

Ne önemi var... Dün Adnan Kahveci, bugün Barış Manço...

Bir gün birileri çıkar, bir tuğla yerinden oynar. O zaman fark ederiz. 

Üzülür, kahroluruz. 

Anlamasak da hissederiz.

Gizli reyting düğmelerimiz, üç beş gün için de olsa, bu ülkenin duygu ayarını yapar. Doğru saate getirir.