Make your own free website on Tripod.com
 

Besteci ve ulus/ yalcin dogan

       KAYNAK hep aynı. Sanat tarihinde isim bırakmanın ötesinde, ekol yaratmış sanatçıların kaynağı hep aynı: Halk. Halkın kendisi, yaşam biçimi, başkaldırısı, var olan düzen...
       Hatta, klasiklerde bile bu böyle. Örneğin, Mozart korumacılığa kafa tutuyor yapıtlarında. Bach o tarihte henüz ulus niteliği kazanmayan Almanya'da bağımsızlığın sesi oluyor. Beethoven feodal düzene karşı çıkıyor. Buna karşılık, Haydn aristokrasiye öncelik tanıyor.
       Siyasal görüşleri ne olursa olsun, bestecilerin tümü, yapıtları için kaynağı halkta görüyor. Dünyada ve Türkiye'de müzik tarihi bunun örnekleriyle dolu.
       Bizde 60'lı yıllar bir rönesans, düşüncede, hukukta, sanatta yeniden doğuş. Bunun uzantısı olmak üzere, müzikte halka gitmenin doruk dönemi. Zaten o nedenle Aşık Veysel, Ruhi Su o kadar ön planda. Çok sesli Türk müziği dönemin en çok iz bırakan örnekleri arasında.
       60'lı yılları dünya, Beatles çılgınlığıyla yaşıyor. Pop müzik sarıyor dünyayı yeniden.
       Barış Manço karşımıza bu kompozisyonda çıkıyor. Beatles türü pop ve halka gitmeyi, Barış Manço aynı anda uyguluyor. Bunun için bu kadar popüler.
       Onun aramızdan ayrıldığını gece yarısı duyduğumda, bu düşünceler gözümün önünden "Kurtalan Ekspresi" gibi geçiyor. Kaldı ki, sadece müzikle sınırlı değil çizdiği kompozisyon. "Beatles" uzantısı giyim, kuşam, yaşama felsefesini de aktarıyor Türkiye'ye. Uzun saçlar, parmakların her birinde yüzükler, yelekler, çizmeler.
       Bu görünümde "türküleri pop türünde yorumlamak" onu halkın sevgilisi kılıyor. Müzik anlayışına ve icra ustalığına "arkadaşlık ve insanlık" ekleniyor.
 

Barış Milliyet'te

       Programının adı "7'den 77'ye, gerçekte onun yaşam felsefesinin adı. Onu neden bu kadar iyi tanıyorum?.. 1992 - 94 arasında, Barış Manço Milliyet'te yazılar yazıyor. Çocuklarla ilgili yazılar. Her hafta sonu gazetede birlikte oluyoruz.
       Sahnedeki adamı bilgisayar başında yazıları dizilirken, sayfa hazırlarken tanıyorum. Sanki otuz yıl önce Olimpia'da ilk konser veren o değil!.. Dünyayı kaç kez turlayıp, Türkiye'yi tanıtanlardan biri o değil!.. Anadolu folklorunu Batı motifleriyle işleyip, gençleri yanına çeken o değil!.. Çocukla çocuklaşan, yaşlıların derdine ortak olan o değil!.. Müzik adamlığına ek olarak, kitleler onu "insan yönü" ile seviyor.
       On beş - yirmi gün önce Barış telefonda: "Yönetime sizler geldiniz, ben yeniden Milliyet'te yazmak istiyorum" diyor. Ben de "Gel, konuşalım, bekliyorum" karşılığını veriyorum.
       Tam buluşacakken... Hepimizin başı sağolsun...